İkon Müzesi: Barış Manço

Blue Jean dergisinin o dönemki sayılarında İkon Müzesi adında bir bölüm olurdu, bir grup ya da müzisyenin kariyerinden noktalar seçer yazardık. Barış Manço ile ilgili yazdığım bu yazı ilk ve tek Blue Jean yazım olarak kayıtlara geçti (bir de etkinlik takvimi hazırlamıştım bir defasında)

Barış Manço

Dünyaya gelen her yeni nesil, son şanslı nesil olduklarını iddia eder ya, doğrudur-yanlıştır o ayrı ama bir neslin elinde kendinden küçüklere karşı çok büyük bir koz var: Barış Manço’nun görsel ve işitsel ağabeyliği ile büyümek. 80’lerin sonları, 90’ların başlarında doğan gençlerin nail olduğu bu şerefin sadece bir övünç vesikası olmaması gerekiyor. Yanında önemli bir sorumluluğu da getiriyor: Barış Manço’nun mirasını sonraki nesillere de iletebilmek. Çünkü, günümüzdeki kadar uç noktalarda olmasa da, farklı fikirlerin her zaman kamplaşma ve düşmanlık getirdiği Türkiye diyarında hiçbir sanatçı, uzun saçlı erkek, batı kökenli okul mezunu Barış Manço kadar sevilmemişti. Sağcısından solcusuna, 7’sinden 77’sine, muhafazakarından ilericisine, toplumun neredeyse bütün kesimleri tarafından… Mesela Cem Karaca halkımıza fazla solcu gelmişken, Erkin Koray fazlaca aykırı ve dobra idi. Cahit Berkay ise çoğunluğun aklında “Moğollardaki adam”… Kısacası o sevgi Anadolu popun sembolleşmiş 4 müzisyeninden sadece Manço’ya nasip olmuştu. Muhtemelen Türkiye’de “Barış” ismini alan ilk kişiydi. Galatasaray Lisesi’nde okuduğu 1957 senesinde müzikle ilgilenmeye başladı, ertesi yıl ilk grubunu kurdu. 1972’de onunla özdeşleşen Kurtalan Ekspres kurulana kadar geçen yıllarda Kaygısızlar ve Moğollar gibi önemli gruplarla çalışırken, Belçika ve Fransa’da eğitim ve müzik için uzun seyahatler yaptı. Uzun süren bir 45’lik döneminin sonlarında, 1975’te nihayet ilk uzunçalar albümü 2023’ü yayınlamayı başardı. Albüm üretimi bu noktadan sonra hızlandı. Baştan sona İngilizce olan “Baris Mancho” (1976) albümü haricinde, “Yeni Bir Gün” (1979), “Sözüm Meclisten Dışarı” (1981), “Estağfurullah… Ne Haddimize!” (1983) albümlerinde progresif rock tarzının yerel örneklerini müzik geçmişimize armağan etti. 80’lerde popülerleşen synthesizer Manço’nun müziğini de etkisi altına aldı. Teknik açıdan pop müzik unsurlarının arttığı “24 Ayar” (1985), “Değmesin Yağlı Boya” (1986), “Ful Aksesuar” (1988) ve “Darısı Başınıza” (1989) gibi albümlerin çıktığı dönemde Kurtalan Ekspres grubu stüdyoda geri plana çekilirken, konserlerde Barış Manço’ya eşlik etmeye devam ediyordu. 80’lerin sonlarına doğru, uzun süredir aklında olan TRT’de “7’den 77’ye” isimli programına başladı. Biraz programa yoğunlaşmaktan, biraz da son dönemde güzel bestelere tartışmalı aranjmanlar seçilmesinin moda olmasından (ki bu moda nice müzisyenimizin nice şarkısının heba olmasına sebep olmuştur), 90’ları “Mega Manço” (1992) gibi zayıf bir albümle açarken bir daha sadece 1995’teki “Müsaadenizle Çocuklar” albümüne imza atabildi. Bir röportajında, öldükten sonra kendisini ölüm tarihiyle değil, doğum günüyle hatırlamamızı istiyordu. Bu yüzdendir, 1 Şubat 1999 tarihine küstük. 2 Ocak 1943’ün yıldönümünü kutluyoruz. Varsayalım biraz geç kaldık. Ama başta değindiğim sorumluluğumuzun bilincindeyiz: İkon Müzesi’nin bu seferki konuğu, hepimize bol keseden dağıttığı on puanlarıyla Barış Manço…

Arşivlik Albüm: 2023

Bundan 40 yıl önce insanlar için bambaşka anlamlar ifade eden 2023 sayısı, aynı zamanda Barış Manço’nun yaklaşık 7 dakikalık epik, senfonik, enstrümantal eserine işaret ediyordu. Öncesinde ezoterik sözleriyle milliyetçilikten uzak bir vatanseverlik içeren Kayaların Oğlu’nun intro rolünü üstlendiği bu bestenin kendisi 1975 yılındaki Türkiye müziği için tek başına bir devrim sayılabilirken, albüme de ismini vermesi, Barış Manço’nun ilk albümünü efsanevi bir statüye yerleştiriyor. Kolay nakaratların bulunduğu çıkış şarkılarının albüme isim olmasının tamamen zıddı olan bu harekette ayrıca Manço’nun neredeyse her albümüne dağılmış olan “meşhur” şarkılarından hiçbiri yok. 5 parçadan oluşan Baykoca Destanı albümün yaklaşık 20 dakikasını kaplıyor. Barış Manço’nun folklorik mizahının ilk örnekleri “Acıh Da Bağa Vir” ve “Tavuklara Kışt De”, anonim “Kol Bastı”, albümdeki gizli “yol” üçlemesinden “Yol Verin Ağalar Beyler”, Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım” eseri ve melodisi her daim tanıdık gelen “Yine Yol Göründü Gurbete” albümün geri kalanını tamamlayan şarkılar. 2003’te Emre Plak albümü yeniden basarak önemli bir iş yapmış olsa da şarkı sıralamasını baştan sona değiştirerek portföyünde bulunan popçulardan edindiği “biraz ordan biraz burdan” alışkanlığı ile bütün konsepti deyim yerindeyse “katletti”. Çirkin bir kapak tasarımı da üstüne krema oldu. 2000’lerde ya bu orijinaline benzemeyen CD alınacaktı, ya da acımasız plakçının birinden astronomik fiyata ilk baskı plaklar bulunacaktı. İmdada 2010’da Almanya’dan Türküola, 2012’de İspanya’dan Guerssen aslına sadık plak ve CD’lerle yetişti (Guerssen baskısı daha iyi diyorlar). 

Uzak Dur: Mega Manço

80’lerin Türkiye’de ana akımda bulunan kaliteli müzisyenlere yaramadığını düşünürüm. 70’lerin organik enstrümantasyonları terk edilmiş, grup müziğinde küçülmeye gidilmiş, synthesizer teknolojisi bilinçsizce benimsenmişti. Sonuç, muhteşem etkiler yaratabilecek bestelerin kötü aranjmanlara kurban gitmesi oldu. Merak ettiğim, işin başındaki müzisyenlerin içine bu “sound”ların sinip sinmediği. Yine de Barış Manço’nun bu dönemi diğer meslektaşlarına göre en az müzikal zararla atlattığını söylemek mümkün. 80’lerin ikinci yarısındaki albümleri her şeye rağmen birer hit hazinesiydi. Onun karıştığı kaza 1992’de Mega Manço albümüyle geldi. Televizyon çalışmalarına ayırdığı vakti giderek artan Barış Manço, müzik çalışmalarını iyice Garo Mafyan’a emanet etmişti. Düzenlemeler iyice darbukalara, önceden programlı klavye efektlerine teslim olmuştu. Gitar sadece şarkıların ikinci yarısında göstermelik solo atılacak bir enstrümana indirgenmişti. Hal böyleyken albümde dinlemesi keyif veren tek ses, Barış Manço’nun sesiydi. Bu albümden 90’lı yıllarda çocuk olanlar için klasik olmuş “Ayı” adında bir şarkı çıkmasına rağmen Manço külliyatına Mega Manço ile başlanması tehlikeli bir hareket olacaktır. Popüler şarkı eğiliminiz yoksa “24 Ayar” öncesi albümlerden başlamak muhtemelen en güzeli. O dönemdeki basgitar bölümlerine özellikle kulak kabartın: Şarkının kendisi ne kadar folklorik olursa olsun, batı müziğine alışkın kulaklarımızın yoğun yerel ezgilerde sıkılmasını önlüyor, parmaklarımızı yakalayıp tempoya eşlik ettiriyor. O saatten sonra Mega Manço sadece hobi olarak dinlenebilecek bir duruma geliyor.

Özel Hayat

Barış Manço 1971 yılında, 1969 Türkiye güzeli Azra Balkan ile kısa süreliğine nişanlanmıştı. Destansı şarkılara ilham verecek birlikteliğini ise 1975’te tanışıp 1978’de evlendiği Lale Çağlar ile yaşadı. Dip Sahaf’ı karıştırdığım dönemden, çiftin düğün davetiyelerini kendilerine yakışır bir şekilde beraber kaydettikleri bir adet 45’lik plak şeklinde dağıttığını hatırlıyorum. Boo! dergisinin Şubat 2012 sayısında Melis Mine Şener’in yazdığı Barış Manço yazısında çiftin tanışması ise şu anekdotla anlatılıyor: “Lale Manço bir gün abisine gidiyor, telefon etmek için de komşuya yollanıyor. Aynı apartmanın delikanlıları malum ve her evde telefon yok. Kapıyı açan Barış Manço. ‘Bir telefon edebilir miyim?’ diye soruyor Lale Manço, ‘Benimle evlenirsen, tabi’ diyor Barış Manço. ‘Tabi’ diyor Lale gülerek, ‘evlenirim’”. Lale Manço müzik anlamında pek bilindik çalışma yapmasa da, “Arkadaşım Eşek” şarkısının bestesini onun yazdığı not düşülüyor “Sözüm Meclisten Dışarı” albümüne. 1981’de aileye Doğukan Manço katılırken, üç yıl sonra Batıkan Manço yanlarına geldi. Doğukan son dönemde “Sakin Ol” yorumuyla çoğumuzun haberdar olduğu bir DJ’lik kariyerini sürdürürken, Batıkan ise grafik sanatına yönelmiş durumda. Uzun yıllar oldukça mütevazı bir hayat süren Manço ailesi, Barış Manço’nun vefatından sonra haciz ve borçlarla dolu zor bir dönem geçirdi. 2009’da bu kabus bitti ama süreç boyunca basında belgelenen haberler, devletin “devlet sanatçısı” unvanı verdiği sanatçısının mirasına ne kadar değer verdiği konusunda önemli fikirler verdi.

Müzik Dışı

Pazar sabahları ailecek oturulan kahvaltı sofrasına televizyon ekranından konuk olurdu Barış Manço. 80’lerdeki çocuk şarkılarıyla yetişkinlerin yanında çocuklara da hitap eden bir sanatçı konumundaki Manço, nihayet TRT ile anlaşıp 1988 sonbaharında “7’den 77’ye” isimli TV programının yayınına başlayabilmişti. Yaklaşık 10 yıl süren programda çeşitli bölümler bulunuyordu. Bunların en meşhuru, stüdyoda birkaç çocuğun sırayla mikrofonun başına geçtiği ve kenarda çalan piyano eşliğinde Barış Manço ile sohbet ettiği, alkışlarla yerine alınırken her birine 10’ar puandan toplam 40 puan verildiği “Adam Olacak Çocuk” bölümüydü. Gençler arasında ise “Dönence Dünya Turu” meşhurdu. Dışarıya yeni yeni açılan bir toplumda her hafta ülke ülke gezilmesi, farklı kültürlerin tanınması önemli bir kültür hizmetiydi. Bunun dışında yerli-yabancı konuklar, klipler, Türkiye seyahatleri gibi bölümler dönem dönem ekrana gelmekteydi. TRT Müzik kanalı geçtiğimiz yıllarda bir süre yine aynı saatinde, arşivden çıkarıp yeniden yayınladı programı. Özellikle biz “adam olmuş çocuklar” için muazzam bir zaman yolculuğuydu. Aynı zamanda yozlaşmış bir televizyon ortamında rüya gibiydi. Çocukların yapıp gönderdiği resimlerin sergilendiği bir bölümde, resmin birinde çizilen sigarayı bile buzlama zahmetine girişen zihniyet sağ olsun, rüyamız kesintiye uğradı. Bu sebeple televizyondan sinemaya atlayacak olursak, Barış Manço’nun oynadığı ilk ve tek film olan “Baba Bizi Eversene”den bahsetmek gerekir. 1975 yapımı komedi filminde Manço’nun yanında Meral Zeren ve Hulusi Kentmen gibi Yeşilçam’ın önemli isimleri oynamaktaydı. Filmi de doğal olarak Barış Manço şarkıları süslüyordu.

Zirve Noktası: Sözüm Meclisten Dışarı

Barış Manço gibi istikrarlı bir kariyere sahip olan bir sanatçının zirve noktasını kestirmek biraz zor doğrusu. 80’lerin ikinci yarısında ticari başarısının daha yüksek olduğunu tahmin etsem de, müzikal açıdan zirve noktasının “Sözüm Meclisten Dışarı” albümü civarında olduğunu düşünüyorum. Öncesinde zaten progresif rock döneminin olgunluk eseri “Yeni Bir Gün” albümüne imza atmış, Batı Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde konserler vermiş, yurt çapındaki yarışmalarda ödülleri hem bireysel olarak, hem de Kurtalan Ekspres nezdinde silmiş süpürmüş bir durumdaydı. Nazan Şoray’ın siparişi üzerine yazdığı “Hal Hal” isimli şarkısı ona “müzisyenlere beste veren besteci” unvanını da kazandırmıştı. İşte böyle bir ortamda, 1981 yılında gelen “Sözüm Meclisten Dışarı”, müzikal başarı ile popüler başarının kesiştiği bir noktaya tekabül ediyor. Bir yandan progresif rock izlerinin devam ettiği, diğer yandan “Arkadaşım Eşek” gibi şarkılarla “Barış abi” olmasını sağlayacak unsurların başladığı bir albüm. Kurtalan Ekspres’in klasik kadrolarından biri, Bahadır Akkuzu’nun, Ahmet Güvenç’in, Celal Güven’in, Caner Bora’nın bulunduğu hali orkestranın başında. Bu ay Headbang’de anlattığımız Devil grubundan klavyeci Nejat Tekdal’ı da unutmayalım. Barış Manço’nun en muhteşem şarkılarından bir tanesi olan “Dönence”nin bestesi büyük oranda Tekdal’a ait. “Dağlar Dağlar”dan sonra en popüler şarkısı “Gülpembe”nin solosunu stüdyoda çalan isim yine Tekdal. 2023’ün devamı olan 2024’ten sonraki son yolculuk olan 2025 bu albümdeydi. Dünyanın en şahane takısının Türkiye’deki tanınırlığına önemli katkılar yapan “Hal Hal” ise, albüme sonraki baskılarda katıldı.

Çöküş Anı

Az evvel dediğim gibi Barış Manço’nun çoğu zaman istikrarlı bir kariyeri oldu. Bu sebeple zirve noktasını belirlemek zor ise, çöküş anını “bulmak” çok daha zor. Genel bir çöküşten bahsetmek mümkün olmaz muhtemelen, çünkü o kendimizi bildik bileli toplumca sevilen “Barış abi” idi. Çöküşten bahsetmek için sağı solu derleyip toparlamamız, belli bir bakış açısına kurulmamız gerekir: Barış Manço’nun müziğinin çökmesi mesela. Grup müziği enstrümanlarının geri plana çekilmesi. Progresif elementlerin azalıp basit pop müzik yapısının fazlaca işlenmesi. TV programının ajandada daha üst sıraya geçmesi, müziğin altta kalması. Barış Manço’nun bu sebeple müziğe daha az vakit ayırması, Kurtalan Ekspres’in de dışından birilerinin Barış Manço müziğinin kontrolünü ele alması. Yaşamının son 10 yılına sahne olan 90’larda sadece iki tane yeni besteli albüme vakit ayırabilmesi. Bütün bu saydıklarım 80’lerin ikinci yarısından Barış Manço’nun vefatına kadar olan dönemdeki “müzikal çöküş”ü anlatıyor. Ama yine de şarkı bazında başarısı halen daha devam ediyor, dilimize yeni klasiklerin onlarcasını doluyordu. TV programlarıyla her hafta evimizin konuğuydu zaten. Eminim ki ömrü vefa etse, 40’ıncı sanat yılında klasik şarkılarını yeniden yorumladığı “Mançoloji” albümünden sonra 90’ların travmasını atlatmış, güncel elementlerle kendi köklerini beslemiş “büyük” albümlere imza atacaktı. Onun nihai hayali ise 2023 yılında, 80 yaşında iken senfoni orkestrasına 2023 adlı eserini çaldırmaktı. Şurada 8 yıl kaldı, belki Barış Manço’nun mirasını devam ettiren müzisyenlerin girişimleriyle bu hayal kısmen gerçek olur, kim bilir?

Rakamlarla

10: Bir puan birimi.
11: Yeni besteler içeren stüdyo albüm sayısı.
31: 1962’den 1981’e kadar yayınlanan 45’lik plak adedi.
50: Kurtalan Ekspres’te 1972’den günümüze yer alan toplam müzisyen adedi.
310: Gittiği ülkelerden topladığı fotoğraf makine sayısı. Sonra hepsini Basın Müzesi’ne bağışlamış.
378: “7’den 77’ye” programının yayınlandığı toplam bölüm sayısı.

Dinle

(keşfedilmesi gerekenler) Ölüm Allah’ın Emri, Gamzedeyim Deva Bulmam, Çoban Yıldızı, 2023, Şehrazat, Lucky Road, Yine Yol Göründü Gurbete, Ne Ola? Yar Ola

(popüler olanlar) Dağlar Dağlar, Gülpembe, Dönence, Hal Hal, Aynalı Kemer, Domates Biber Patlıcan, Lambaya Püf De, Nick the Chopper, İşte Hendek İşte Deve, Anlıyorsun Değil Mi?

Leave a Reply