Jimi Hendrix

Her ay hazırlanan bir “Kökler” bölümünde konuk edebileceğimiz “en kök” müzisyen kim olabilir? Cevabı tartışmaya açık, ama aklıma ilk gelen isimlerden birini izin verin paylaşayım: Jimi Hendrix.

Mandatory Credit: Photo by MARC SHARRAT/REX (16987j) The Jimi Hendrix Experience – Jimi Hendrix at the Marquee Club, London Various – 1967

Yıllarca arkadaşlarımla benim gitar alma planlarım üzerine sohbetler ederken neredeyse hepsinin birbirinden habersiz bir şekilde, bana söyledikleri tek şey bir gitar kursuna gitmemdi. Müzik bilgim olmadan çalamazmışım. Notaları, gamları, akorları bilmeliymişim… Nasıl çalamam? Gayrı ihtiyari, do majör’ü keşfettiğimde bunu bir kenara not ederken akoru “Şehmuz” diye de adlandırırım; la minörü keşfederim, “Muhittin” yazarak da isimlendiririm. Kime ne? Gitarı ister sapı solda çalarım, ister sağda. Canım isterse telleri kalından inceye sıralanır, isterse inceden kalına. İster dişimle tıngırdatırım gitarı, ister enseme alır öyle çalarım. N’olmuş yani? Zamanında bütün bunları Jimi Hendrix yaparken “Gitar öyle çalınmaz, belli standartlara uyman lazım!” demiyordunuz ama?

Müzik Mühendisi

İşte, gitar çalmak konusunda hevesimi kaçırmaya hevesli arkadaşlarıma seslenirken de belirtmiş olduğum gibi; Jimi Hendrix gitarda kural tanımıyordu. Gitar kursuna gitmedi, müzik eğitimi almadı. Bunları alacak parası yoktu zaten. Süpürge ve babasının garajını temizlerken bulduğu tek telli ukuleleden sonraki ilk enstrümanı olan akustik gitarı beş dolara, babasının bir tanıdığı aracılığıyla almıştı. Hendrix, gitar hakkında hayatı boyunca ne öğrendiyse büyük çoğunluğunu kendi deneme-yanılmalarıyla öğrendi. Farklı şeyler denemekten korkmadı, müzik eşrafının “olmaz, müzikte kötü bir şey bu” diye kullanmadığı özellikleri “kullanılabilir” hale getirdi. Bütün bu denemelerinde yeni yeni teknikler keşfetti. İşte bu nedenledir ki, ondan sonra gelen neredeyse bütün gitaristlerin idolü oldu, herkes kendisine değişik unvanlar hediye etti: Efsane, gitar tanrısı, peygamber, mucit, düşünür, virtüöz…

Hayatın Gerçekleri

Yıl 1942, İkinci Dünya Savaşı tüm hızıyla devam ediyor, nice insan birbirini sırf üstündeki emretti diye öldürüyorken, gezegenin diğer ucunda Jimi Hendrix, annesinin koyduğu isim olan Johnny Allen Hendrix ismiyle dünyaya gelir. Tarih tam olarak 27 Kasım 1942, mahal ise Seattle eyaletindeki Washington kentidir. Baba Hendrix, o sırada Oklahoma’da askerlik yaptığı için yeni doğan oğlunu hemen görememiştir, ama döndüğü gibi de Jimi’nin adını James Marshall Hendrix olarak değiştirir. İkinci Dünya Savaşı sonrası baba Hendrix iş bulmakta zorlandığı için, aile uzun süre geçim sıkıntısı çeker. Toplam beş çocuğu vardır Al ve Lucille çiftinin, biri doğuştan kör ve ikisi fiziksel engelli üç çocuğunu devlete, çocukların yetiştirilmesi ve evlatlık olarak edinilebilmeleri için henüz küçük yaştalar iken bırakırlar. Geriye Jimi ile Leon kalır. Ailenin durumu daha iyiye gitmeyecektir, Jimi dokuz yaşındayken annesi ile babası boşanırlar, on beş yaşındayken ise annesi sirozdan ötürü hayatını kaybeder.

Müdür müdür müdür?

Hendrix liseyi Garfield Lisesi’nde okudu, ancak mezun olmadan okuldan atıldı. Nedenini Hendrix, okulun ırkçılığına bağlar. Beyaz bir kızla el ele tutuştuğu görülünce okul 15-16 yaşlarındaki Hendrix’i uzaklaştırır. Tabi sonra aynı okul, Hendrix efsane olunca, ününün kaymağını kitlelerin gözü önünde yemek için kendisine onur diploması ithaf eder, okul kütüphanesine Hendrix’in büstünü yaptırır. Müdür ise atılmanın nedeninin ırkçılık değil, düşük notlar ve devamsızlık yüzünden olduğunu söyler.

Bir Macera Olarak Müzik…

Jimi’nin müzikle tanışması annesi öldüğü dönemde olur. Zaten belli bir ilgisi vardır ama biraz evvel söylediğim beş dolarlık gitarı, işte bu sırada edinir Hendrix. Bir yıl kadar sonraysa babası, ona ilk elektrogitarını alır. Jimi, kendi kendine çalışarak, gitar çalanları izleyerek, babasının sahip olduğu blues plaklarını dinleyerek kendini yetiştirmeyi başarır. 1958-1961 arası dönemde kendini yetiştirmenin yanında yavaş yavaş The Velvetones, Rocking Kings gibi yerel gruplarda da yer almaya başlar. Ancak bu ilerleyiş, 1961’de çalıntı araba kullanırken yakalanmasıyla geçici bir süre için duraklar. “Hapse mi girmek istersin yoksa askere gitmek mi?” sorusuna, “askerlik” cevabını veren Hendrix, acemilik döneminin ardından Kentucky’deki hava kuvvetlerinin yolunu tutar. Burada askerden atılmak için elinden geleni ardına koymaz. Tembellik yapar, iş yavaşlatır, emirlere yarım yamalak uyar… Hatta paraşütle atlarken bilerek kendisini sakatladığı söylenir. Bir şekilde askerlikten kurtulduğu dönemde bir başka asker, basgitar çalan Billy Cox ile tanışır. Askerlik sonrası müzik kariyerinin ilk yıllarında Cox ile çalışan Hendrix, arkadaşıyla birlikte Tennessee’ye taşınır ve The Casuals adında bir grup kurar. The Casuals ile dikiş pek tutmaz, Hendrix de 1964’e kadar Tennessee dolaylarında çeşitli küçük müzik işleri yaptıktan sonra New York’a taşınmaya karar verir. Burada da 2 yılda birçok sanatçı ve grup ile çaldıktan sonra 1966’da kendi grubu The Blue Flame’i kurar; ancak aynı yıl Hendrix, The Animals grubunda bas çalmayı bırakan menajer Chas Chandler ile tanışınca grup dağılır.

Hendrix’teki yeteneği keşfeden Chandler, onu Londra’ya götürür, basçı Noel Redding ve davulcu Mitch Mitchell ile tanıştırarak The Jimi Hendrix Experience grubunun kurulmasına önayak olur. Eylül 1966’dan Haziran 1967’ye kadar sessiz sedasız ilerleyen grup, o tarihte gerçekleşen Monterey Pop Festival’da çaldıktan sonra adını duyurmaya başlar. Bunda Hendrix’in sahnede gitarını yakmasının da payı büyüktür tabi. Ardından önemli tur katılımları gerçekleşecek, grubun hayran sayısı artacaktır. 1967’de Are You Experienced ve Axis: Bold as Love albümleri yayınlanırken, 1968’de kapağı tartışmalara yol açan Electric Ladyland dinleyicilere sunulur.

Grubun düşüşe geçmesi, Hendrix ile Redding arasındaki sorunların ayyuka çıkmasıyla yavaş yavaş kendini gösterir. Ayrıca Hendrix’in, bu üç kişilik formatın müzikal gelişimini engellediğini düşünmesi, kendini uyuşturuculara vermesi ayrı sorunlar yaratır grup açısından. Bu şekilde The Jimi Hendrix Experience 1969’un ortasında dağılır.

İkinci Bahar

The Jimi Hendrix Experience’ın dağılmasının ardından Hendrix, kısa bir süreliğine Gypsy Sun & Rainbows grubunda yer alır, Ağustos 1969’da ise meşhur Woodstock Festivali’nde 2 saatlik performans ile başı çeker. Hendrix üç kişilik kadroya aynı yılın son dönemlerinde Band of Gypsys ile geri döner. Yılbaşında verdikleri konser aynı isimle yayınlanır. Basta eski dostu Billy Cox, davulda Buddy Miles vardır. Ancak bu grubun ömrü uzun sürmez, o zamanki menajeri Mike Jeffery’nin de ittirmesiyle 2-3 ay içerisinde The Jimi Hendrix Experience tekrar kurulmaya başlar. Geri dönmeleri için Mitchell ve Redding’i davet ederler, ikisi de olumlu yanıt verir. Ancak Hendrix, Noel Redding’i istememektedir. Böylece The Jimi Hendrix Experience’ın ikinci baharında, basgitar mevkiine Billy Cox geçer ve bu üçlü, 41 konserlik The Cry of Love adlı tura çıkar.

Son

6 Eylül 1970’te Almanya’da sona eren turun ardından ara verdikleri dönemde, grup Londra’da iken, Hendrix 17 Eylül gecesi düzenlenen bir partiye katılır. Partinin ardından o zamanki kız arkadaşı Monika Dannemann, Hendrix’i alıp kaldığı otel odasına götürür. Burada Dannemann’ın kullandığı reçeteli uyku haplarından, ölçüyü kaçırıp tam dokuz tane yutar. Aşırı doz, uykusunda kusmasına neden olur ve bu şekilde boğularak hayatını kaybeder. Ölümü üzerine çeşitli senaryolar üretilir, kimine göre intihar etmiştir, kimine göre paragöz menajerinin cinayetine kurban gitmiştir, kimine göreyse sadece bir dikkatsizliktir. Ancak en nihayetinde bir gitar efsanesi, gencecik bir yaşta aramızdan ayrılmıştır. Doğal olarak artık ortada The Jimi Hendrix Experience da kalmaz, herkes kendi yoluna gider.

Jimi Hendrix bu gencecik yaşta ölmeseydi Dünya nasıl bir yer olurdu? Daha yeni gitar teknikleri ve numaraları icat edilir miydi? Yeni yeni sahne şovları keşfedilir miydi? En önemlisi, kendisinden ilham alan ve gitar çalmaya onun sayesinde heves eden gitaristlerle beraber çalışmalar yaptığında ortaya nasıl performanslar çıkardı? Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama kariyerinin daha çeyreğine bile gelmeden, bu kadar büyük şeyler başarıp, erkenden hayata veda eden Hendrix’in bu durumda yapabilecekleri hakkında yapılacak her tahminin haklılık payı bulunacaktır. Bu tahminleri herkes aklında tutsun, öldüğümüzde ilk işimiz Hendrix’i bulup ne kadar tutturabildiğimizi sormak olacak.

Ölümden sonra yaşamak

Jimi Hendrix’in dünyamızdan ayrıldığı 1970 yılından sonra aradan geçen 40 yılda müzikseverlerin kulakları Hendrix’ten ayrılamadı. Zamanında kaydedilip rafa kaldırılmış kayıtlardan, demolardan, albüme girememiş bestelerden oluşan tam 8 tane stüdyo albümü bu 40 yıl içerisinde yayınlandı. Geçen ay Headbang’de gördüğünüz Valleys of Neptune albümü haricindeki yedi albüm 1970-1980 arasındaki dönemde dinleyiciyle buluştu. Hendrix’in ölümünden sonra yayınlanan canlı albümler de var, üstelik stüdyo albümlerinin yaklaşık 4 katı kadar fazlalıkta, yıllara daha homojen dağılmışlar. Bütün bunların tamamına yakınının 1966-1970 yılları arasında icra edildiği düşünülürse, ortaya çıkan üretkenlik tablosu gerçekten inanılmaz. Görünüşe göre Jimi Hendrix’in canlı veya stüdyo fark etmez, henüz yayınlanmamış kayıtları keşfedilmeye devam edildikçe, Hendrix aramızda bir yerlerde hala var olacak.

Bir Cevap Yazın