Bad Religion

“Din aslında iyiydi de, çevresi kötüydü” şeklinde düşününce sıra topluma, politikaya gelir. Bu konuda duyarlı tavrını 30 yılı aşkın süredir taşıyan Bad Religion bu ayki Kökler konuğu. Öncesinde punk üzerine bir miktar lakırdı ile…

Punk müziği birtakım malum grupların (Metallica, Slayer, Overkill, Benediction gibi gibi…) cover ettikleri şarkılarından keşfetmiş kendi halinde bir heavy metal dinleyicisi olarak, punk denen şey ile ilgili birtakım gözlemlerim oldu. Mesela bu akımın bana göre tanımlarından biri, her ne kadar başka ülkelerde de kendine bir sahne yaratmayı başarsa da, özellikle kabaca 1975-1985 yılları arasında Atlantik Okyanusu’nun her iki tarafında karşılıklı, sırayla zuhur etmesidir. İki taraftaki akım da punk adıyla çağrılmasına rağmen, yine iki tarafın arasında müzik, görünüş ve tavır açısından farklar olduğunu fevkalade ilkel bir şekilde gözlemledim. İşte, Amerikan punk müziği İngiltere’dekine göre daha melodik, biraz daha kulak dostu iken İngiltere’de punk, ülkenin o dönemdeki çatışma ve işsizlik çalkantıları içerisinde çok daha şiddetli ve sarsıcı bir akıma dönüşmüş. Fotoğraflara bakıyorum, Amerikan punklar genelde sıradan saçlı, yine serserilik koksa da daha basit ve rahat giyimliyken, İngiliz punklar daha ağır kıyafetler içerisinde ve üzerlerinde bir yığın vücut modifikasyonuyla boy gösteriyorlar. Bir taraf (İngiliz) sanki daha bıçkın ve tehlikeliyken, diğer tarafta (Amerikan) serserilik bir yana, entelektüel adamlar bile karşımıza çıkabiliyor! 

Dave Laing, “Tek Akorlu Mucizeler” adlı kitabında der ki, ilk punk grupları New York’tan çıksa da, punk gerçek anlamını ve kimliğini Londra’da kazanmıştır. Hatta diğer tarzlardaki İngiliz vokalistler Amerikan aksanına özenip alışık kulakları rahatsız etmiyorken, İngiliz punk grupları kendi aksanlarını şarkılarına taşıyarak kulak tırmalıyor ve kendi bölgelerindeki punk akımının yıkıcılık hanesine 1 puan daha ekliyorlar. Punk zamanla şekil değiştiriyor, new wave’e karşılık hardcore punk türüyor, ama bu iki ülke için düşündüğüm karşılaştırma hala geçerliliğini korumayı sürdürüyor. Bu sebepten, bir müzik dinleyicisi olarak her ne kadar İngiliz usulü punk müziği tercih etsem de, bana “The Exploited ya da Bad Religion gruplarından biri yarın sana misafirliğe gelecek, hangisini istiyorsun?” deseler kesinlikle Bad Religion’ı tercih ederdim. Bu devirde bir ev kolay döşenmiyor 🙂

Sürprizlerle Dolu Bir Tanışma

Bad Religion, kendisini yeni tanıyanlar için şaşırtıcı detaylarla dolu bir grup. Aylaklık ve serseriliğiyle tanınan bir tarzın entelektüel isimler çıkarması zaman içinde örneklerine (özellikle ABD’deki gruplarda) daha fazla rastlayabileceğimiz bir gerçeğe dönüşse de, vokalist Greg Graffin’in sosyal bilimlerde doktorası var ve üstüne bir de müzisyenliğin yanında, Kaliforniya Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışıp derslere giriyor. Peki üç akordan ibaret görülen punk müziğin icracılarının daha ikinci albümlerinde delimsirek, fezasal havalara girip klavyeli progresif rock tarzını deneyeceği tahmin edilebilir bir şey mi? 1983 senesinde yayınlanan Into the Unknown, bu edilemeyen tahmini gerçekleştirdi. Daha bitmedi, punk grupları için tek gitar bile makbulken, heavy metal için dahi lüks sayılan üç gitarist de neyin nesi? 2001 yılından beri Bad Religion konserlere üç gitaristle çıkıyor.

Eski Günler

New York’ta yetişen hardcore punk sahnesi kadar olmasa da, Black Flag, Suicidal Tendencies, TSOL, Minutemen gibi mühim grupları barındırmasıyla önemli Los Angeles, aynı zamanda 1979 yılında kurulan Bad Religion’a da ev sahipliği yaptı. Öncesinde klasik punk grupları gibi büyük firmalarla anlaşmayı deneyen ama tavırlarından ötürü sözleşmesi feshedilen Black Flag’in düştüğü durumdan ders alan dönemin benzer grupları gibi, en başından bağımsız bir firmaya yönelen Bad Religion, böylece kendi gitaristi Brett Gurewitz’in yeni kurduğu Epitaph Records ile çalıştı. Bu şekilde 1981’de grubun adını taşıyan 10 dakikalık ilk kayıt yayınlanabildi ve grubun o güne kadar konserlerle duyurduğu namını somutlaştırdı. İlk dönemler, oradaki müzik ortamının da etkisiyle gözle görülür bir şekilde hardcore punk tarzındaydı, ancak ilerleyen yıllarda bilinecek Bad Religion tarzının imzalarından biri olan melodik vokal performansı bu ilk kayıtlarda bile gözlenmekteydi. Grup, bilinmeyene doğru yol aldığı ilginç albümü Into the Unknown’dan evvel yayınladığı ilk uzun süreli albümü “How Could Hell Be Any Worse?” esnasında da melodik vokalli hardcore punk tarzını devam ettirmişti ama sonraki albümde farklı sulara yelken açmaları kendi kitlesinin hoşuna gitmedi. Into the Unknown ile beraber grubun geleceği de bir bilinmeze girdi ve albüm de bunun cezasını grup tarafından ileride benimsenmeyerek, kopyaları tükenmesine rağmen geçen yıla kadar yeniden basılmayarak yeterince çekti.

Albüm sonrası kısa süreliğine dağılan Bad Religion, Graffin haricinde yepyeni bir kadroyla yeniden kurulup 1985’te Back to the Known EP’sini kaydederek bilinen tarzına geri döndü. Ertesi sene orijinal elemanlar Brett Gurewitz ve basçı Jay Bentley gruba yeniden katıldı, gitarist Greg Hetson grupta kalınca ise grup ilk defa iki gitaristli oldu. Davuldaki değişimler haricinde kaldığı yerden tam gaz devam eden grup 1988’de çıkardıkları Suffer’dan itibaren albümleri bir bir sıraladı. Suffer ile birlikte ilerleyen albümlerde hardcore punk etkileri yavaş yavaş azalırken, Bad Religion belli bir istikrar dahilinde melodik punk albümleri yayınladı ve aldığı yorumlar belli bir seviyenin altına hiçbir zaman düşmedi. 

Modern Zamanlar

1990’larda grunge tarzının yükselişi alternatif müziğin diğer dallarını ticari açıdan olumsuz etkilerken, bu etkileri asgariye indirip kendini sağlama almak için Bad Religion 1993’te Atlantic Records ile anlaşmaya karar verdi. Bu tarihe kadar satışları yükselmesine rağmen sesini ana akıma duyuramayan grup bu sayede ilk defa ABD müzik listelerine girebildi. Bu dönemde Gurewitz’in uyuşturucu problemleri ve Epitaph Records’a tam zamanlı vakit ayırma isteği sebebiyle ayrılığı ve 7 yıl sonra, 2001’de geri dönmesi, geri dönerken vaktiyle onun yerine gelmiş olan Brian Baker’ın yerinde kalması gruba “üç gitaristli punk orkestrası” hüviyetini kazandırdı. Gurewitz’in dönüşü ile birlikte aynı zamanda Atlantic ile yollarını ayıran Bad Religion, eski plak şirketleri Epitaph’a da geri dönmüş oldu. İlginç olan detay, 2000’lerde bu bağımsız firmadan çıkan albümlerin ABD listelerinde, 90’larda Atlantic’ten çıkan albümlerin tümünden daha yüksek sıralara tırmanmasıydı. 

Suffer albümünde kendilerini toparladıkları günden beri üretkenlik konusunda hiç sıkıntı çekmeyen, bu dönemde iki albümü arasında üç yılı hiç geçirmeyen Bad Religion şu aralar 2012’de çıkaracağı albümü üzerinde çalışıyor. Ülkelerin ve toplumların her geçen gün iflasa yaklaştığı çağımızda, yazdığı şarkı sözleriyle bireyleri kendine getirmeye çalışarak kendi üzerine düşen sosyal sorumluluğunu yerine getirmek için, Bad Religion’ın yapmaya ihtiyaç duyduğu şey belli: Üretime devam!

Belgesel Saati

Doğrudan Bad Religion’ın üzerine değiller ama hardcore punk’a merak duyanlar için izlenebilecek iki belgesel var: The Decline of Western Civilization ve American Hardcore. The Decline of Western Civilization 1979 ile 1980 yılları arasında Los Angeles’ta çekilmiş. Bad Religion o günlerde henüz çok yeni olduğundan mevzu Black Flag, Circle Jerks, Fear, X gibi gruplar etrafında dönüyor. American Hardcore ise 2006’da yayınlanan bir belgesel ve yaklaşık olarak 1978 ile 1986 yılları arasına daha genel ve kapsamlı bir bakış atıyor. Aklınıza gelebilecek birçok hardcore punk grubuyla röportajlar var ve evet, Bad Religion’dan tanıdığımız isimler bu belgeselde konuşanlar arasında.

Punk Rock Manifestosu

Bad Religion’ın The Gray Race albümünde yer alan Punk Rock Song, grubun en bilinen çalışmalarından biri olmasının yanında aynı zamanda bütün bu yaptıkları müziğin maksadını da özetleyen bir şarkı. Günümüzdeki toplum hayatının bozukluklarını bir bir, çarpıcı şekilde anlatıyor: Öldürülen yüzlerce çocuktan, insanların sırf sıkıntıdan kaçmak için çocuk yaptığından, rekabet ortamına dönüşen toplumda merhametin azalmasından, güya isimlerin değişmesine rağmen hep aynı çıkarcı politikaların sürmesinden, milyonlarca aç gezen insan varken kaybedeceği baştan belli seçim kampanyası için harcanan milyon dolarlardan, her 5 çocuktan birinin fakirlikle boğuştuğundan bahsediyor. Ve nakarat:

Bu sadece bir punk rock şarkısı
Ters gideni görebilen insanlar için yazılan.
Bir kolonideki karıncalar gibi paylaşıyoruz aramızda
Ama başka bir sürü pis böcek var dışarıda.
Ve bu sadece bir punk rock şarkısı…

Diskografi

  • 1981: Bad Religion EP
  • 1981: How Could Hell Be Any Worse
  • 1983: Into the Unknown
  • 1985: Back to the Known EP
  • 1988: Suffer
  • 1989: No Control
  • 1990: Against the Grain
  • 1992: Generator
  • 1993: Recipe For Hate
  • 1994: Stranger Than Fiction
  • 1996: The Gray Race
  • 1998: No Substance
  • 2000: The New America
  • 2002: The Process of Belief
  • 2004: The Empire Strikes First
  • 2007: New Maps of Hell
  • 2010: The Dissent of Man

Leave a Reply